Anayasa Mahkemesi, TCK'deki "örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme" suçunu düzenleyen hükmü iptal etti

Anayasa Mahkemesi, TCK'deki "örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme" suçunu düzenleyen hükmü iptal etti
18 Şubat 2024 - 13:12
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2023/132
Karar Sayısı : 2023/183
Karar Tarihi : 26/10/2023
R.G.Tarih-Sayı : 8/12/2023-32393
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR:
1. Patnos Ağır Ceza Mahkemesi (E.2023/132)
2. İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi (E.2023/133)
İTİRAZLARIN KONUSU: 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 220.
maddesinin 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 85. maddesiyle değiştirilen (6) numaralı
fıkrasının Anayasa’nın 2., 13. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi
talebidir.
OLAY: Sanıklar hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç
işleme suçundan açılan davalarda itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan
Mahkemeler, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 220. maddesi şöyledir:
“Suç işlemek amacıyla örgüt kurma
Madde 220- (1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya
yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları
işlemeye elverişli olması halinde, dört yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak,
örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.
(2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, iki yıldan dört yıla kadar hapis
cezası ile cezalandırılır.
(3) Örgütün silahlı olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden
yarısına kadar artırılır.
(4) Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da
cezaya hükmolunur.
(5) Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca
fail olarak cezalandırılır.
(6) (Değişik: 2/7/2012 – 6352/85 md.) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç
işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılır. Örgüte üye olmak suçundan
dolayı verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir. (Ek cümle: 11/4/2013-6459/11 md.) Bu fıkra
hükmü sadece silahlı örgütler hakkında uygulanır.
(7) (Değişik: 2/7/2012 – 6352/85 md.) Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla
birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt
üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir.
Esas Sayısı : 2023/132
Karar Sayısı : 2023/183
2
(8) Örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya
da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan üç yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde, verilecek
ceza yarı oranında artırılır.”
II. İLK İNCELEME
A. E.2023/132 Sayılı Başvuru Yönünden
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin
GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, Rıdvan GÜLEÇ, Recai
AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan
YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 13/9/2023 tarihinde yapılan ilk inceleme
toplantısında öncelikle başvurunun yöntemine uygunluğu sorunu görüşülmüştür.
2. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun’un “Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi” başlıklı 40. maddesinde
Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem düzenlenmiş ve
anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun
olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin
gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır.
3. Anılan Kanun’un “Dosya üzerinden inceleme ve gerekçeyle bağlı olmama” başlıklı 43.
maddesinin (4) numaralı fıkrasında “Başvuru, kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün sadece belirli madde veya hükümleri aleyhine yapılmış
olup da, bu madde veya hükümlerin iptali kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün diğer bazı hükümlerinin veya tamamının
uygulanamaması sonucunu doğuruyorsa, keyfiyeti gerekçesinde belirtmek şartıyla Mahkeme,
uygulama kabiliyeti kalmayan kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğünün bahis konusu öteki hükümlerinin veya tümünün iptaline karar verebilir.”
denilmektedir.
4. Söz konusu İçtüzük’ün 50. maddesinin (7) numaralı fıkrasında ise başvuruda Kanun’un
43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında belirtilen nedenlerle bir kuralın iptalinin istenmesi
durumunda, o kurala yönelik esas incelemesi yapılmayacağı ifade edilmiştir.
5. Anılan hükümlere göre kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli hükümlerinin iptallerinin diğer hükümlerin veya tümünün
uygulanmaması sonucunu doğurması hâlinde bunların da iptaline karar verilebilmesi Anayasa
Mahkemesinin münhasır yetkisi kapsamındadır. Bu itibarla iptal davalarında veya itiraz
başvurularında bir kuralın iptalinin diğer kuralların uygulanma imkânına etkisi Anayasa
Mahkemesince resen değerlendirilecek olup yalnızca bu gerekçeyle kuralların iptallerinin talep
edilebilmesi mümkün değildir.
6. Başvuru kararında 5237 sayılı Kanun’un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasının ikinci
ve üçüncü cümlelerinin iptallerine yönelik talebinin yalnızca anılan fıkranın birinci cümlesinin iptal
edilmesi hâlinde bu cümlelerin de uygulanma imkânlarının kalmayacak olmasına dayandırıldığı,
kurallara ilişkin başka bir iptal gerekçesine yer verilmediği anlaşılmıştır. Bu itibarla anılan
cümlelere ilişkin başvurunun yöntemine uygun olmaması nedeniyle esas incelemeye geçilmeksizin
reddi gerekir.
Esas Sayısı : 2023/132
Karar Sayısı : 2023/183
3
7. Açıklanan nedenlerle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 220.
maddesinin 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 85. maddesiyle değiştirilen (6) numaralı
fıkrasının;
A. Birinci cümlesinin esasının incelenmesine,
B. İkinci ve üçüncü cümlelerinin iptallerine yönelik başvurunun 30/3/2011 tarihli ve 6216
sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin
(4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından esas incelemeye geçilmeksizin
REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
B. E.2023/133 Sayılı Başvuru Yönünden
8. Anılan İçtüzük hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir
ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki
HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem
İNCE’nin katılımlarıyla 13/9/2023 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. BİRLEŞTİRME KARARI
9. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin2/7/2012 tarihli
ve 6352 sayılı Kanun’un 85. maddesiyle değiştirilen (6) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi
talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2023/133 sayılı davanın aralarındaki hukuki irtibat
nedeniyle E.2023/132 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas
incelemenin E.2023/132 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 13/9/2023 tarihinde
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV. ESASIN İNCELENMESİ
10. Başvuru kararları ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan
işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
11. 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin (1) numaralı fıkrasında kanunun suç saydığı
fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranların veya yönetenlerin, örgütün yapısının sahip bulunduğu üye
sayısı ile araç gereçler bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması hâlinde, dört yıldan sekiz
yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Anılan fıkranın ikinci cümlesi
uyarınca bir örgütten bahsedilebilmesi için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.
12. Bir suç örgütünden bahsedilebilmesi için örgüt içerisinde hiyerarşik bir ilişkinin
bulunması ve niteliği itibarıyla örgütün devamlılık arz etmesi gerekir. Yine suç işlemek amacıyla
bir araya gelmek yeterli olup örgütün varlığı için amaç suçun işlenmesine gerek bulunmamaktadır.
Terör örgütleri de bir ideolojik amaçları bulunan suç örgütleridir. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı
Terörle Mücadele Kanunu’nun 1. maddesinde bu amaçların Anayasa’da belirtilen Cumhuriyetin
niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, devletin ülkesi ve milletiyle
bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek,
devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok
Esas Sayısı : 2023/132
Karar Sayısı : 2023/183
4
etmek, devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak olabileceği ifade
edilmiştir.
13. 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasında suç işlemek amacıyla
kurulan örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçu düzenlenmiştir. Anılan suçun
oluşması için bir suç örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil olmamakla birlikte failin gerçekleştirdiği
iddia ve kabul edilen fiilin suç oluşturması ve bu suçun örgüt adına işlenmiş olması gerekmektedir.
Anılan suç bir terör örgütü adına işlenebileceği, anılan Kanun’un 220. maddesinde tanımlanmış olan
bir suç örgütü adına da işlenebilir.
14. Anayasa Mahkemesi 31/3/1992 tarihli ve E.1991/18, K.1992/20 sayılı kararında terör
örgütü adına suç işlemek suçunun örgütün bilgisi ve istemi içinde işlenen suçlar bakımından söz
konusu olabileceğini belirtmiştir.
15. Yargıtay içtihatlarında ise kişilerin suç işlemek amacıyla kurulan terör örgütüne üye
olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemekten sorumlu tutulabilmesi için belirlenebilen bir örgütün
suç işlenmesi amacına yönelik çağrısının bulunmasının ya da gerçekleştirilen faaliyetin doğrudan
doğruya çağrıyı içermese bile örgütsel amaç ve strateji doğrultusunda gerçekleştirildiğinin hiçbir
kuşkuya yer vermeksizin tespitinin gerekli olduğu ifade edilmiştir (Yargıtay 16. Ceza Dairesi,
E.2015/5502, K.2016/1728, 23/3/2016). Terör örgütünün genel çağrısının örgüte ait yayın
organlarının yayınları ve çağrıları ile somutlaşmış olması durumunda ise bu çağrının belirli bir
kişiye yapılmış olması aranmamıştır (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2007/9-282, K.2008/44,
4/3/2008; Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E.2006/8821, K.2007/1380, 21/2/2007; Yargıtay 16. Ceza
Dairesi, E.2015/1746, K.2016/1980, 30/3/2016; Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E.2017/3121,
K.2018/239, 23/1/2018).
16. Diğer yandan yine Yargıtay içtihatları bağlamında terör örgütünce yapılmış genel veya
özel nitelikli çağrı veya talimat bulunmadığı durumlarda örgütçe önem atfedilen gün ve olaylarla
ilişkili olarak veya örgütçe belirlenen zamanlama ve stratejilere uygun biçimde işlenen suçların da
örgüt adına suç işleme suçunun kapsamında ölçüt olarak gözetilmesi gerektiği ifade edilmiştir
(Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E.2021/2240, K.2023/3652, 31/5/2023).
17. (6) numaralı fıkranın birinci cümlesinde örgüt adına suç işleyen kişinin ayrıca örgüte üye
olma suçundan da cezalandırılacağı öngörülmektedir. Bu bağlamda bir suçun örgüt adına
işlendiğinin kabulü hâlinde gerçek içtima hükümleri uygulanmak suretiyle fail işlediği suç ile
birlikte örgüte üye olma suçundan da cezalandırılacaktır.
18. Fıkranın ikinci cümlesinde ise örgüt adına suç işleyen kişiye örgüt üyeliğinden verilecek
cezanın yarıya kadar indirilebileceği öngörülmekte ve indirim konusunda yargılama makamlarına
takdir yetkisi tanınmaktadır. Üçüncü cümle uyarınca örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç
işleme suçu yalnızca silahlı örgütler hakkında uygulanabilecektir.
19. Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçunun hukuki konusu madde
gerekçesinde kamu barışı ve güvenliği olarak ifade edilmiştir. Söz konusu suçun faili bakımından
anılan Kanun’da herhangi bir ayırt edici unsura yer verilmediği gözetildiğinde adına suç işlenen
örgüte üye olmayan herkes bu suçun faili olabilir. Örgüt adına suç işleme suçunu fail, herhangi bir
menfaat karşılığında işleyebileceği gibi bir menfaat karşılığı olmadan da işleyebilir. Bu suçun
oluşabilmesi için failin örgütün varlığını, örgütün silahlı olduğunu ve suçun örgüt adına işlendiğini
bilmesi gerekir (Hamit Yakut [GK], B. No: 2014/6548, 10/6/2021, § 84).
20. Kanun'un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasında örgüt adına işlenen suçlar bakımından
herhangi bir sınırlama getirilmemiştir. Bununla birlikte 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin beşinci
Esas Sayısı : 2023/132
Karar Sayısı : 2023/183
5
fıkrası uyarınca terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına; anılan maddenin ikinci
fıkrasında yer alan terör örgütü propagandası yapma suçunu, söz konusu Kanun’un 6. maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan terör örgütlerinin cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru
gösteren veya öven ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik eden bildiri veya açıklamalarını
yayınlamak suçunu ve 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun
28. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma
suçunu işleyenler hakkında ayrıca örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan
ceza verilmeyecektir. Dolayısıyla istisna olarak sayılan söz konusu suçlar haricinde işlenen herhangi
bir suçun örgüt adına işlendiği değerlendirildiğinde itiraz konusu kural uyarınca kişilerin örgüt üyesi
olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçunun cezalandırılması mümkündür.
B. İtirazların Gerekçeleri
21. Başvuru kararlarında özetle; silahlı örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme
suçunun düzenlendiği itiraz konusu kuralın kamu gücünü kullanan organların keyfî davranışlarının
önüne geçecek ve kişilerin hukuku bilmelerine yardımcı olacak şekilde erişilebilir ve öngörülebilir
olmadığı, kuralda belirlilik bulunmamasının hukuk devleti ile suçta ve cezada kanunilik ilkeleriyle
bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
1. Kanun’un 220. Maddesinin (6) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinin İncelenmesi
22. Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte
bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman
kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez” denilerek suçun kanuniliği;
üçüncü fıkrasında da “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur”
denilerek cezanın kanuniliği ilkesi güvence altına alınmıştır. Anayasa’nın anılan maddesinde yer
alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere
verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta, anlaşılır ve sınırları belirli olarak
kanunda gösterilmesi gerekmektedir. Kişilerin yasak fiilleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan
bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır (AYM, E.2020/16,
K.2020/33, 25/6/2020, § 15).
23. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin somutlaştırıldığı uluslararası
sözleşmelerde de yer almaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Kanunsuz ceza olmaz” başlıklı 7. maddesinin birinci paragrafında “Hiç
kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya
ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan
daha ağır bir ceza verilemez.”; Medenî ve Siyasî Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 15.
maddesinin birinci paragrafında ise “Hiç kimse, işlendiği zamanda ulusal ya da uluslararası hukuk
bakımından suç sayılmayan bir fiil ya da ihmal yüzünden suçlu sayılamaz. Suç sayılan bir fiile,
işlendiği zaman yürürlükte olan bir cezadan daha ağır ceza verilemez. Fiilin işlenmesinden sonra
yasalarda bu fiile karşılık daha hafif bir ceza öngörülecek olursa, fiili işleyene bu ikinci ceza
uygulanır.” denilmek suretiyle bu ilkeye yer verilmiştir.
24. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen temel hak ve
özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin kuralın suç ve cezalar yönünden özel
düzenlemesi olarak değerlendirilebilir. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, cezalandırmanın temel
haklara etkisinden kaynaklanan önemi nedeniyle zaman içinde bir ceza hukuku kavramı olarak alt
ilkeler de içerecek şekilde gelişmiştir (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 15).
Esas Sayısı : 2023/132
Karar Sayısı : 2023/183
6
25. Ceza yaptırımına bağlanan fiilin kanunun açıkça suç sayması şartına bağlanmış
olmasıyla suç ve cezalara ilişkin düzenlemelerin şeklî bakımdan kanun biçiminde çıkarılması yeterli
olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir
düzenlemeler niteliğinde olması gerekir. Bu açıdan kanunun metni, bireylerin hangi somut fiil ve
olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte
öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır. Bu nedenle, belirli bir kesinlik
içinde kanunda hangi fiile hangi hukuksal yaptırımın bağlandığının bireyler tarafından bilinmesi ve
eylemlerin sonuçlarının öngörülebilmesi gerekir (AYM, E.2013/28, K.2013/106, 3/10/2013).
26. Ceza yaptırımına ilişkin düzenlemelerin öngörülebilirliği ve erişilebilirliği hususundaki
öncelikli ölçüt, mahkemelerin yorumunu ve hangi eylemlerin ne tür bir cezayla karşılık bulduğunu,
gerektiğinde hukuki bir yardımla kişilerin bilebilmelerini sağlamasıdır. Bu bağlamda tüm
ayrıntıların düzenleme içinde yer alması şart olmayıp bazı muhtemel belirsizliklerin yargısal
yorumla zamanla açıklanıp aydınlatılması imkân dâhilindedir. Bu konuda önemli olan yorumla
ulaşılan sonucun, eylemin özü açısından tutarlı ve makul şekilde kabul edilebilir olmasıdır (Efendi
Yaldız, B. No: 2013/1202, 25/3/2015, § 34). Bununla birlikte bir kanuni düzenleme temel haklara
ne oranda sınırlama getiriyorsa anılan düzenlemede aranacak belirlilik oranının da aynı doğrultuda
yükseleceği kabul edilmelidir (Hamit Yakut, § 112).
27. İtiraz konusu kuralın şeklî anlamda kanun hükmü olduğu ve erişilebilir nitelikte olduğu
açıktır. Bununla birlikte kuralın belirli olduğunun söylenebilmesi için uygulanmasıyla ortaya
çıkacak sonuçların da öngörülebilir olması gerekir. Bu itibarla kuralın kamu otoritelerinin Anayasa
ile korunan temel haklara yönelik keyfî müdahalelerine karşı koruyucu önlem içerip içermediğinin
belirlenmesi gerekir.
28. Kuralda yer alan örgüt adına işlenen suç kavramından ne anlaşılması gerektiğine dair
herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği ve işlenen suçlar arasında bir ayrım yapılmadığı
anlaşılmaktadır. Başka bir ifadeyle, niteliğine ya da ağırlığına bakılmaksızın, herhangi bir suçun
örgüt üyesi olmayan bir kişi tarafından bir örgüt adına işlendiği değerlendirildiğinde, kişiler ayrıca
örgüte üye olma suçundan da cezalandırılmaktadır. Bu durum son derece ağır bir itham ve ceza
öngören bir suçun kapsamını ölçütleri belirsiz olacak biçimde genişletmektedir. Yargı makamlarının
da örgüt adına işlenen suç kavramını her somut olayın özelliklerine göre farklı yorumladıkları ve
belirliliğin yargısal yorumla da sağlanamadığı anlaşılmaktadır.
29. Öte yandan 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin beşinci fıkrası da belirsizliği giderme
bakımından yeterli değildir. Anılan fıkrayla belirli suçlar itiraz konusu kuralın kapsamından
çıkarılmış olmakla birlikte bu fıkranın özellikle ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü
düzenleme hakkının kullanımına dair yeterli koruma sağlamadığı ve fıkra kapsamında olmayan,
toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanımıyla bağlantılı işlenebilecek suçlar
bakımından kuralın uygulanma imkânının devam ettiği anlaşılmaktadır.
30. Nitekim Anayasa Mahkemesi de Hamit Yakut kararında, kişilerin anayasal hak ve
özgürlüklerini kullanmaları esnasında işledikleri suçlardan dolayı yargı makamlarınca kuralın
mevcut uygulanma şekline göre mahkûm edilmelerinin özellikle ifade ve toplanma özgürlükleri
üzerinde caydırıcı etki yarattığını belirtmiştir. Anılan kararda kuralın uygulanmasının yalnızca daha
önce cezalandırılmış kişileri Anayasa'nın 26. ve 34. maddeleriyle güvence altına alınan haklarını bir
daha kullanmaktan caydırmakla kalmayacağı, aynı zamanda toplumun diğer mensuplarını da
düşüncelerini serbestçe açıklamaktan ve toplantı ve gösterilere katılmaktan caydıracağı
vurgulanmıştır. Cezalandırılma korkusunun doğurduğu caydırıcı etkinin toplumdaki ve
kamuoyundaki farklı seslerin susturulmasına yol açacağı, çoğulcu toplumun sürdürülebilmesine
Esas Sayısı : 2023/132
Karar Sayısı : 2023/183
7
engel olacağı ifade edilmiş, kuralın somut olay bağlamında içerik, amaç ve kapsam itibarıyla belirli
olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Hamit Yakut, § 115-116).
31. Belirlilik incelemesi bakımından gözetilmesi gereken bir diğer husus bir kişinin örgüt
adına suç işlediğinin kabul edilmesi durumunda örgüte üye olma suçundan cezalandırılmasıdır. İlke
olarak kişinin silahlı örgüte üyelikten cezalandırılabilmesi için eylemlerinin sürekliliği, çeşitliliği
ve yoğunluğu veya bu özellikler olmasa dahi suçun niteliği ile örgütün amacına ulaşma bakımından
ancak örgüt üyeleri tarafından işlenip işlenemeyeceği gözetilmeli; örgütle organik bir bağının
bulunduğu ve örgütün hiyerarşik yapısı içinde bilerek ve isteyerek hareket ettiği yeterli bir
gerekçeyle gösterilmelidir (örgüt üyeliği yönünden bazı farklarla birlikte bkz. Metin Birdal [GK],
B. No: 2014/15440, 22/5/2019, § 67).
32. Buna karşın itiraz konusu kural uygulandığında silahlı örgüte üye olma suçu bakımından
aranan belirli şartlar, örgüte üye olmayan ancak örgüt adına suç işleyen bir kimse yönünden
aranmamakta ve her iki kategorideki kimseler arasında herhangi bir ayrım yapılmaksızın örgüte üye
olmayan ancak örgüt adına suç işleyen bir kimse örgüt üyesi olarak cezalandırılmaktadır. Bu itibarla
bir kimse silahlı örgütle zayıf da olsa bir şekilde bağlantısı bulunduğu iddia edilen bir suç işlediği
gerekçesiyle, örgütle bağlantısı açıkça ortaya konulmaksızın, işlediği suçun yanı sıra gerçek içtima
hükümleri uyarınca ayrıca örgüt üyeliğinden de cezalandırılmaktadır. Bu durum, örgüt adına suç
işleyen kimsenin örgüt üyelerine göre daha ağır cezalarla karşılaşmasına neden olmaktadır.
33. Ayrıca kuralın bir temel hakla bağlantısı olmayan suçlar bakımından da uygulanması
mümkün olmakla birlikte işlenen suçun temel hakların kullanımıyla ilgili olması durumunda kuralda
yer alan örgüt adına kavramının belirsizliğinden kaynaklı geniş yorumu nedeniyle kuralla ifade
özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ya da örgütlenme veya din ve vicdan
özgürlüğü gibi temel haklar üzerinde güçlü bir caydırıcı etki yaratılmaktadır.
34. Kanun koyucunun anayasal ilkelere bağlı kalmak şartıyla hangi eylemlerin suç
sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımıyla karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya
hafifletici sebep olarak kabul edileceği konusunda takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Takdir
yetkisi kapsamında belirli ağırlığa sahip suçların örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına
işlenmesi hâlinde suçun temel şeklinden farklı bir ceza yaptırımının öngörülmesi veya suçun
niteliğinin değişmesi de mümkündür. Ancak itiraz konusu kuralın, örgüt üyeliğine dair herhangi bir
somut delil bulunmadan ve işlenen suçun niteliği ve ağırlığı itibarıyla örgütün amacına ne surette
katkıda bulunduğu da dikkate alınmadan kişilerin örgüte üye olmak gibi son derece ağır bir suçtan
cezalandırılmalarına neden olacak şekilde geniş yorumlanmaya müsait olduğu anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla kuralın kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarını önleyecek şekilde belirli ve
öngörülebilir nitelikte olmadığı ve bu yönüyle kanunilik şartını taşımadığı sonucuna ulaşılmıştır.
35. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 38. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2. ve 13. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu
bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 38. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler
kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 13. maddeleri yönünden ayrıca bir
inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
2. Kanun’un 220. Maddesinin (6) Numaralı Fıkrasının İkinci ve Üçüncü Cümlelerinin
İncelenmesi
36. 5237 sayılı Kanun’un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin iptali
nedeniyle anılan fıkranın ikinci ve üçüncü cümlelerinin uygulanma imkânı kalmamıştır. Bu nedenle
söz konusu cümleler 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası kapsamında
Esas Sayısı : 2023/132
Karar Sayısı : 2023/183
8
değerlendirilmiş ve bu kurallar yönünden Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılmasına gerek
görülmemiştir.
V. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ
37. 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun,
Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli
kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların
da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.
38. 5237 sayılı Kanun’un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin iptali
nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan fıkranın ikinci ve üçüncü cümlelerinin 6216 sayılı
Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptalleri gerekir.
VI. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
39. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun, Cumhurbaşkanlığı
kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal
kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa
Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın
Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte, 6216 sayılı
Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak Mahkemenin gerekli
gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe
gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.
40. 5237 sayılı Kanun’un 220. maddesinin (6) numaralı fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü
cümlelerinin iptal edilmeleri nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek
nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66.
maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu kurallara ilişkin iptal hükümlerinin kararın Resmî
Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dört ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
VII. HÜKÜM
26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 2/7/2012 tarihli ve
6352 sayılı Kanun’un 85. maddesiyle değiştirilen;
A. (6) numaralı fıkrasının;
1. Birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
2. İkinci cümlesinin 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE,
B. (6) numaralı fıkrasına 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle eklenen
üçüncü cümlenin 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE,
C. İptal hükümlerinin tamamının Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı
Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE
YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DÖRT AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,
26/10/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Esas Sayısı : 2023/132
Karar Sayısı : 2023/183
9
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Kadir ÖZKAYA
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
Basri BAĞCI
Üye
İrfan FİDAN
Üye
Kenan YAŞAR
Üye
Muhterem İNCE

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x