İZMİRLİ AVUKAT MURAT YEŞİLKAYA:'HAYVAN HAKLARI VE ÖTENAZİ '

İZMİRLİ AVUKAT MURAT YEŞİLKAYA:'HAYVAN HAKLARI VE ÖTENAZİ '
23 Temmuz 2024 - 13:42
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hukuk düzenine geçilmesinin en önemli amacı insanların tüm canlılarla birlikte güvenli bir şekilde yaşanmasını sağlamaktır. Dünyada tarım ve sanayi toplumlarında insanlarının hayvanlarla olan ilişkilerinin gelişmesi önemli bir mesafe kat etmiştir. İnsanların hayvanlarla olan ilişkilerinin düzenlenmesinde ancak hukuki yorum ve yaklaşım açısı ülkeden ülkeye değişiklik göstermektedir. Hayvanlara bakış açışı her ülkede aynı yeknesaklıkla kendisini göstermemiştir. Dünyada birçok ülke hukuki zemin içerisinde hayvanların en iyi şekilde korunması amacıyla anayasalarında da çok ciddi düzenlemeler yapmayı kabul etmişlerdir. Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Ülkemizde devlet teşkilatı ile temel hak ve hürriyetler açısından önemli olan konuların anayasal hükümlerle güvence altına alınmasını sağlamayı kendisine görev kabul etmiştir. Anayasalarda ve anayasamızda hayvan haklarının korunmasına ilişkin hükümlerin yer alması, devletin kamu ve hukuk işleyişinde, çevre ve sosyal politikalarında hayvan hak ihlalleri anayasal koruma altında olan diğer hakların çiğnenmesi kadar önem arz edecek ve yasal düzenlemelere anayasal bir dayanak sağlayarak hayvanların yaşam hakkı, hayvanlara iyi davranılması ve hayvanların her türlü acı ve eziyet çekmelerinin engellenmesi bakımından önemli bir güvence oluşturacaktır. (Güneş, 2011). Nitekim hayvanların haklarını korumak için yürürlükte olan yasalar, amacına ve anayasa hükümlerine ters düşmesi halinde, anayasa mahkemesi tarafından iptal edilebilecektir (Uran Murphy, 2019). Hukuk düzenine bağlı olan ülkeler, anayasalarında hayvanlara ilişkin hükümleri bazen başlangıç metni içerisinde, bazen çevre ve doğal kaynaklar, kültürel mirasın korunması veya ülkenin egemenliği kenar başlıkları altında; bazen de ulusal ekonomi, temel ilkeler veya ifade suçları kenar başlıkları altında düzenlemesi gerekmektedir. Dünya anayasa metinleri incelendiğinde, hayvan haklarını koruyan ve bu hakları gözeten maddelere ilkesel olarak yer veren toplam 15 ülkenin mevcut olduğu çeşitli araştırmalarda ve makalelerde tespit edilmiştir. ( Örneğin Almanya, Güney Sudan, Hindistan, İsviçre, Papua Yeni Gine, Slovenya) Anayasalarında hayvan türlerini (vahşi/yabani hayvanlar) korumayı ve muhafaza etmeyi taahhüt eden hükümlere yer veren toplam 34 ülke nin mevcut olduğu çeşitli araştırmalarda ve makalelerde tespit edilmiştir. (Örneğin Angola, Azerbaycan, Uganda, Yemen) Hukuk toplum davranış ve inançlarını sınırlandırdığı ve yansıttığı için hayvan kimliğinin ve varlığının yasal temellere dayanması hayvan hakları mücadelesinde çok önemli bir mihenk taşı olmuştur (Evans, 2010). Bu canlı varlığın tanınma mücadelesinin sonucunda, XX. yüzyılın sonundan günümüze Avrupa’da hayvan kimliği anayasalarda kabul görmeye başlamıştır (Köybaşı, 2018). Nitekim Alman Anayasasının ilgili maddesiyle birlikte hayvanların korunması, devletin anayasa güvencesi altına girerek devlet kurumları için hukuken bağlayıcı ve sorumluluklar getiren anayasal bir ilke haline gelmiştir (Güneş, 2009). Federal Alman Anayasasına hayvanların korunmasına ilişkin maddenin girmesiyle özellikle uluslararası liderlere ve kanun koyuculara hayvan haklarını koruyan kanunların yapılması ödevi yüklenmiştir. Dahası Almanya hayvan koruma topluluklarının bu kazanımı, küresel hayvan hakları topluluklarını da cesaretlendirmiştir (Nattrass, 2004; İnce, 2017). Natrass (2004), Almanya’da hayvanların zarar görmemesi için hayvan çıkarlarının insan çıkarlarına karşı eşit olarak tartılabileceği bir anayasal mekanizma oluştuğunu bildirmiştir. Benzer şekilde, Avusturya Anayasasında hayvan haklarını koruyan maddelere ilkesel olarak yer verilmiştir (Uran Murphy, 2019). Almanya ve Avusturya örneğinde olduğu gibi hayvanların anayasal koruma altına alınması hayvanların korunmaya değer menfaatleri olduğunun çağdaş hukuk sistemlerince kabul edildiğini göstermesi bakımından değerli olduğu ileri sürülebilir. İsviçre’de hayvan haklarının ve hayvan onuru kavramının anayasaya dâhil edilmesi hayvan hakları konusunda görülen en önemli gelişmelerden biri olmuştur (Evans, 2010). Hayvanların “kendi içsel değerinin, kendisi için korunması” olarak tanımlanan bu kavram, 1992 yılında İsviçre Anayasa’sında “canlı varlığın onuru” (m.120/2) adı altında düzenlenerek anayasada bir değer olarak kabul edilmiştir. Söz konusu hüküm gereğince, İsviçre Federal Yüksek Mahkemesi vereceği hukuki kararlarda hayvanların çıkarlarını korumakla mükellef tutulmuştur. Böylece İsviçre, patosentrik bir hayvan refahı yaklaşımından, hayvanlarla ilgili davaların yorumlanma biçimine açık bir damga vuran canlı varlığın onuru temelli bir hayvan koruma görüşünü kabul etmiştir (Bolliger, 2016). Eisen (2017)’e göre, hayvanların anayasaya dâhil edilmesi, hayvan onuru kavramının hayvan yaşamının özünde hukukla ilişkili olduğu fikrinin kodlanmış halidir. ( Kaynak Harran Üniversitesi ; alıntı yapılan yazarlar açıkça belirtilmiştir.) 15 Ekim 1978 tarihinde kabul edilen Hayvan Hakları Evrensel Bildirisine göre ; 1. Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğarlar ve aynı var olma hakkına sahiptirler. 2. Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir. Bir hayvan türü olan insan , öbür hayvanları yok edemez. Bu hakkı çiğneyerek onları sömüremez. Bilgilerini hayvanların hizmetine sunmakla görevlidir. Bütün hayvanların insanca gözetilme, bakılma, ve korunma hakları vardır. 3. Hiçbir hayvana kötü davranılamaz, acımasız ve zalimce eylem yapılamaz. Bir hayvanın öldürülmesi zorunlu olursa, bu bir anda, acı çektirmeden ve korkutmadan yapılmalıdır. 4. Yabani türden olan bütün hayvanlar, kendi özel doğal çevrelerinde karada, havada ve suda yaşama ve üretme hakkına sahiptir. Eğitim amaçlı olsa bile özgürlükten yoksun kılmanın her çeşidi bu hakka aykırıdır. 5.Geleneksel olarak insanların çevresinde yaşayan bir türden olan bütün hayvanlar uyumlu bir biçimde türüne özgü yaşam koşulları ve özgürlük içinde yaşama ve üreme hakkına sahiptir. 6.İnsanların yanlarına aldıkları bütün hayvanlar doğal ömür uzunluklarına uygun sürece yaşama hakkına sahiptir. Bir hayvanı terk etmek acımasız ve aşağılık bir davranıştır. 7.Bütün çalışan hayvanlar iş süresi ve yoğunluğunun sınırlandırılması ve güçlerini artırıcı bir beslenme ve dinlenme hakkına sahiptir. 8.Hayvanlara fiziki ya da psikolojik bir acı çektiren deneyler yapmak hayvan haklarına aykırıdır. Tıbbi, bilimsel, ticari ve başkaca biçimlerdeki her türlü deneyler için de durum böyledir. 9.Hayvan beslenmek için yetiştirilmişse de bakılmalı, barındırılmalı, taşınmalı, ölümü de acı çektirmeden ve korkutmadan olmalıdır. 10.Hayvanlardan insanların eğlencesi olsun diye yararlanılamaz, hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlardan yararlanılan gösteriler hayvan onuruna aykırıdır. 11.Zorunluluk olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi yaşama karşı suçtur. 12.Çok sayıda yabani hayvanın öldürülmesi demek olan her davranış bir soykırım, yani bir suçtur. 13. Hayvan ölümüne de saygı göstermek gerekir. Hayvanın öldürüldüğü şiddet sahneleri sinema ve televizyonda yasaklanmalıdır. 14. Hayvanları koruma ve savunma kuralları, hükümet düzeyinde temsil olunmalıdır.Hayvan hakları da insan hakları gibi yasayla korunmalıdır. Bu kapsamda değerlendirme yapılacak olursa eğer Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesine hayvan onurunu koruma altına alan özerk bir hükmün eklenmesi gerektiği görüşü hakim kılınılabilir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında hayvan hakları ve korunmasına ilişkin doğrudan bir hüküm bulunmadığı, dolaylı olarak Türkiye'de hayvanların korunmasına ilişkin başlıca mevzuatta kanunlardan ve uluslararası sözleşmelerden koruma sağladığı gözlemlenmektedir. Anayasanın 56. maddesine göre, “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir” hükmü yer almaktadır. Doktrinde bazı yazarlara göre 56 maddede yer alan çevre hakkının kavramının geniş yorumlanıp yaşam hakkı vurgulandığı ileri sürülmektedir. Bu kapsamda değerlendirme yapıldığında ise dengeli bir çevreyle hem insanların hemde hayvanların yaşam haklarının korunması gerektiği Anayasamızın 56 maddesi ile ileri çıkartılmak suretiyle hayvan haklarının korunması gerektiği dolaylı olarak amaçlanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 169 maddesine göre devlet, ormanların korunması ve sahaların genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Hükmünü getirmiştir. Anayasamızda ormanlarımızın ağaçlarla birlikte temiz hava, su, toprak, bitki örtüsü ve hayvan topluluklarından oluştuğu kabul edilmektedir. Ormanların bir parçası olan hayvanların bu ekolojik dengenin esaslı unsuru olduğu inkar edilemeyecek bir gerçek olduğu gibi hayvanlara zarar verilmesinin engellendiği bir düzenleme olduğu da kabul edilebilir niteliktedir. ( Avlanmanın yasaklanması, ters lale bitkisinin korunması bu madde kapsamında kanunlarla düzenlenmektedir.) Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 56 ve 169 madde hükümleri birlikte yorumlandığı takdirde tüm hayvanların anayasal düzeyde koruma altında bulunduğu, hayvanların yaşam ve çıkarlarının insanlara verilen temel hak ve özgürlüklerle aynı düzeyde eşit statüde bulunduğunun kabulü gerekmektedir. Aksine düzenlemelerin ise Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi sonucu doğuracağı kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonlarında görüşülmekte olan 5199 sayılı Kanunun ikinci Kısım Dördüncü Bölüm başlığı ile 13. maddesinde değişiklik yapılmasını öngören değişikliği göre ev Hayvanlarımn Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi'nde taraflara başıboş köpek sayısı sorun teşkil ettiğine kanaat getirilmesi halinde hayvanlara uygulanacak tedbir olarak hiçbir farklı gerekçe aranmaksızın sayıyı azaltmak üzere belirtilen usullerde ötanazinin de dâhil olduğu gerekli yasal ve idari tedbirleri alma görevi vermektedir. 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanununun 9 uncu maddesinde de ötanazinin uygulanacağı durumlar tanımlanmıştır. Düzenlemeyle sahipsiz hayvan popülasyonunun kontrol altına alınabilmesi maksadıyla, söz konusu hayvanlar toplayarak hayvan bakımevlerine götürüldükten sonra alındıkları ortama geri bırakılmalan yerine, öncelikle sahipsiz köpeklerin sahiplendirilmesi esas alınmakta ve ötanazi yapılacak hayvanların nitelikleri belirlenmektedir. Ayrıca yerel yönetimlerce ötenazi uygulaması yapılabilmesinin kamu güvenliği ve sağlığının korunması açısından doğru bir yöntem olduğu değerlendirildiğinden yerel yönetimlere yetki verilmektedir. Bu amaçla; maddeye eklenen birinci fıkra ile bakımevine alman hayvanlardan saldırgan olan, bulaşıcı veya tedavi edilemeyen hastalığı bulunan ya da sahiplenilmesi yasak olan hayvanlara yerel yönetimlerce ötenazi yapılması öngörülmektedir. Maddeye eklenen ikinci fıkra ile sahipsiz hayvan popülasyonunun; kamu güvenliği bakımından tehlike oluşturmasına veya hayvandan hayvana ya da hayvandan insana bulaşan hastalıkların görülmesine, su kaynaklanmayan, yaban hayatın ve biyolojik çeşitliliğin zarara uğramasına sebebiyet vermesi halinde ilgili yerel yönetimler tarafından sahipsiz hayvanlara ötenazi işlemi yapılabilmesi sağlanmaktadır. Maddenin mevcut ikinci fıkrasında yapılan değişiklikle de ötenazi işlemine ilişkin esas ve usullerin bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği hükme bağlanmaktadır. 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanununa yapılacak olan düzenleme ile hayvan popülasyonunu kontrol altına alınması amacıyla kamu güvenliği gerektirdiği durumlarda çevrenin ve yaban hayatın ( kırsak kesimlerde geniş ovalarda ve ormanlarda bulunan kedi ve köpekler yaban hayatın dengesinde mihenk taşıdır.) içerisinde bulunan hayvanların uyutulmasına / öldürülmesine imkan sağlamaktadır. 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanununda yapılacak olan bu düzenleme ile ilk önce hayvan popülasyonun dengesinin sağlanmayacağı, aksine dengeyi çok ciddi bozacağı, bozulan denge nedeniyle de Fransa devletinin halen uğraşmakta olduğu zaman zaman yayın sansürü uyguladığı bulaşıcı hastalıkların aynısının ülkemizinde de meydana geleceği dolayısıyla da tarım sektörünün ağır yara almasına ve bulaşıcı hastalıklara bağlı sağlık sektöründe ki harcamaların çok ciddi şekilde arttıracağının kabulü kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır. Örneğin fare sayısının artmasının asıl sebebi iklim şartlarıdır. Kuraklık dönemlerinde farelerin üreme sayıları düştüğü gibi hareket alanları da kısıtlı kalmaktadır. Ancak bol yağışın olduğu ilkbahar ve sonbahar aylarında farelerin üremeleri artar ve bu artışları kontrol altında tutan hayvanlar ise kedi ve köpek gibi canlılardır. Bu dengenin bozulmasına sebebiyet verildiği zaman ( ki denge kesinlikle bozulur) tarım arazilerinde ekinlerin tamamı telef olacak, fare sayısının fazlalığı ise şehirlerde kanalizasyon kaynaklı bakteri virüs gibi hastalık kaynakların evlere kadar taşınmasına sebebiyet verecektir. 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanununda yapılacak olan düzenleme ile yasanın daha etkin bir şekilde uygulanabilirliğini sağlamak amacıyla yerel yönetimlerin veteriner kadrolarının daha etkin ve yeterli seviyede tutarak kısırlaştırma işlemini hızlı bir şekilde yapılması gerektiği, hayvan barınaklarının daha etkin bir şekilde kullanılarak yeterli finansman desteğinin iller bankası eli ile ek ödenek olarak sağlanması, kısırlaştırılan hayvanların barınaklarda bakımlarının yapılması ve koruma altında tutulması, hastalıklı olan ve risk grubunda bulunan hayvanların ise veteriner hekim heyeti görüşü ve oluru ile uyutulması yönteminin geliştirilmesi gerekmektedir. Dünyada ilke hayvan hastanesi Gurabahane-i Laklakan yani düşkün leylek evi, 19. yüzyılda başta leylekler olmak üzere göçmen kuşların bakım ve tedavisinin yapılması amacıyla Osmanlı Devleti tarafından kurulmuştur. Dönemin en ünlü ve önemli yazarlarından Ahmet Haşim Osmanlı Devletinin hayvanlara bakış açısından etkilenerek gazete yazılarını topladığı eserine Gurabahane-i Laklakan ismini vermiştir. Gurabahane-i Laklakan hayvan hastanesinin dünyada eşi ve benzeri bulunmamaktadır. Sonuç itibari ile dünyaya hayvan bakımı ve korunmasında örnek olmuş bir milletin yaşama hakkına duymuş olduğu saygının tüm milletler tarafından günümüzde de devam ettiğinin bilinmesine örnek düzenlemelerin yapılması gerektiğine inanıyoruz. 22.07.2024 Avukat Murat Yeşilkaya

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x